“Adam Olmak” Üzerine:
Fırtınanın Ortasında KENDİN Olmak
25.12.2025
Bazen bir şiir, bir toplumun kendine söylediği en eski nasihatin modern bir yankısı olur.
Kipling’in If’i, Bülent Ecevit’in ellerinde “Adam Olmak” a dönüşürken, yalnızca bir çeviri değil, bir kültürel yapı taşı olmuş, ete kemiğe bürünmüş, hayat bulmuş.
Çünkü Ecevit, kelimeleri Türkçeyle değil, Türk insanının vicdanıyla çevirmiş sanki.
Şiirin ilk dizelerinde geçen o meşhur öğüt—“Çevrende herkes şaşırsa bunu da senden bilse / Sen aklı başında kalabilirsen eğer…”—bizde yalnızca bireysel bir erdem çağrısı değil, bu topraklarda “aklı başında kalmak, akıllı olmak”, çoğu zaman fırtınanın ortasında kalıp, kırıp-dökmemek kadar gündelik, bir o kadar da derin.
Bizim kültürümüzde “adam olmak”, biyolojik bir tamamlanma değil, ahlaki bir inşa süreci. Bir çocuğun kulağına eğilip “adam ol” diyen bir büyüğün kastettiği, çoğu zaman bir erdemler bütünü, bir duruş, bir omurga, bir iç ses.
Ecevit’in çevirisi tam da bu yüzden bizde karşılık buluyor: Çünkü şiir, bireyin içindeki o sessiz marangozu, yani karakteri yontan sabrı, direnci, vakar duygusunu hatırlatıyor.
Kipling’in İngiliz soğukkanlılığı, Ecevit’in Türkçe’ sinde Anadolu’nun ağırbaşlılığına dönüşüyor.
Orijinal metindeki “triumph and disaster” tamlaması, Ecevit’te “zafer ve hezimet” olarak değil, “sevinç ve kederi aynı yüzle karşılamak” yada “ “varlığa da zorluğa da düz durmak” gibi daha içsel bir olgunluğa evriliyor. Çünkü bizde insan, başına geleni değil, başına gelen karşısındaki hâlini taşır.
Bu şiir, aslında bir tür karakter anatomisi çıkarıyor sanki:
* Kalabalığın gürültüsünde kendi sesini duyabilmek,
* Haksızlığa uğradığında öfkenin değil adaletin dilini seçebilmek,
* Kaybettiğinde yıkılmamak, kazandığında kibirlenmemek,
* Ve en önemlisi, insanın kendi içindeki çocuğu korurken, dışındaki dünyaya karşı yetişkin kalabilmek.
Ecevit’in çevirisi, bu öğütleri bir babanın oğluna değil, bir toplumun kendi geleceğine söylediği sözlere dönüştürür.
Sanki şiir, her kuşağa yeniden soruyor:
“Sen, bütün bunların arasında “kendin” misin?”
Bugün hızın, gürültünün, görünürlüğün kutsandığı bir çağda, “Adam Olmak” şiiri bize başka bir şey daha fısıldıyor:
“Kendini kaybetmeden büyüyebilir misin?”
Bu soru, Z kuşağının da, X kuşağının da, hatta henüz doğmamış kuşakların da omzuna konan bir serçe gibi hafif ama ısrarcı.
Belki de şiirin asıl gücü burada:
İnsanı, insan yapanın başarı değil, başarıyla kurduğu mesafe olduğunu hatırlatmasında.
Keder değil, kederle kurduğu ilişki olduğunu söylemesinde.
Ve en nihayetinde, “adam olmak” denen şeyin bir varış değil, bir yürüyüş olduğunu göstermesinde.
Biz bu yürüyüşü bazen taşlı bir Anadolu yolunda, bazen kalabalık bir metronun merdivenlerinde, bazen de kendi içimizin fırtınalı sularında sürdürüyoruz.
Ama her adımda, Ecevit’in Türkçesi kulağımıza aynı şeyi fısıldar:
“Kararlı ol. Tutarlı ol. En Önemlisi “Kendin” ol.”
Belki de bütün mesele, fırtınanın ortasında, kendimizi tanımaya devam edebilmektir.
Sağlıkla kalın.
Yepyeni yılda her şey gönlünüzce olsun.
#farkındAkıl
#ahlakayakizi
www.muratsemerci.com.tr
ADAM OLMAK
Rudyard KİPLİNG
Çevrende herkes kendini kaybeder
Bunun da suçunu sana yüklerken
Sen kendine hâkim olursan eğer,
Bütün âlem senden şüphe ederken
Hem yer bırakır o şüphelere
Hem kendine inanabilirsen;
Bekliyebilirsen usanmadan,
Yalanla karşılamazsan yalanları,
Kendini evliya sanmadan
Affedebilirsen kin tutanları;
Hayale kapılmadan hayal kurabilir,
Kendini aldatmadan düşünebilirsen eğer;
Zafer ve bozgun, bu iki yalancı,
İkisi de gözünde bulmazsa değer;
Sözlerini evirip çevirenler
Sana tuzak kurarken aklınca
Gülüp geçebilirsen bunlara sen;
Ömür verdiğin işler yıkılınca
İşlere yeniden koyulabilirsen;
Döküp ortaya varını yoğunu
Bir yazı-turada kaybetsen bile,
Kayıplarını dolamaksızın dile
Baştan tutabilirsen yolunu;
Yüreğine «dayan» diyecek
Azimden başka şeyin olmasa da sen
Takıp dişini tırnağına
Sonuna kadar dayanabilirsen;
Halkla kaynaşıp asil kalabilir,
Kırallarla dolaşıp alçak gönüllü olabilirsen;
Ne düşman ne dost incitemezse seni,
Ne küçümser ne büyültürsen hemcinsini;
Ve bilirsen her dakkanın değeri
Ne kadar yol, ne kadar emektir,
Senindir bütün dünya ve nimetleri,
Üstelik, oğlum, adam oldun demektir.
Çeviren
Bülent ECEVİT
Başlık: Adam Olmak
Kaynak: Ulus, “Günün Işığında” s. 3
Tarih: 1956-06-10 Lokasyon: Atatürk Kitaplığı, 152/31 Metin: GÜNÜN IŞIĞINDA
IF
Rudyard KİPLİNG
If you can keep your head when all about you
Are losing theirs and blaming it on you;
If you can trust yourself when all men doubt you,
But make allowance for their doubting too:
If you can wait and not be tired by waiting,
Or being lied about, don’t deal in lies,
Or being hated don’t give way to hating,
And yet don’t look too good, nor talk too wise;
If you can dream—and not make dreams your master;
If you can think—and not make thoughts your aim,
If you can meet with Triumph and Disaster
And treat those two impostors just the same:
If you can bear to hear the truth you’ve spoken
Twisted by knaves to make a trap for fools,
Or watch the things you gave your life to, broken,
And stoop and build ’em up with worn-out tools;
If you can make one heap of all your winnings
And risk it on one turn of pitch-and-toss,
And lose, and start again at your beginnings
And never breathe a word about your loss:
If you can force your heart and nerve and sinew
To serve your turn long after they are gone,
And so hold on when there is nothing in you
Except the Will which says to them: ‘Hold on!’
If you can talk with crowds and keep your virtue,
Or walk with Kings—nor lose the common touch,
If neither foes nor loving friends can hurt you,
If all men count with you, but none too much:
If you can fill the unforgiving minute
With sixty seconds’ worth of distance run,
Yours is the Earth and everything that’s in it,
And—which is more—you’ll be a Man, my son!

